
Zaman mı Geçiyor, Biz mi Değişiyoruz?
Zamanın sınırlı olduğunu fark etmek, yalnızca daha fazla şey yapma isteği yaratmıyor. Bazen tam tersine, neyi yapmamayı seçeceğimizi de belirliyor.

Zamanın sınırlı olduğunu fark etmek, yalnızca daha fazla şey yapma isteği yaratmıyor. Bazen tam tersine, neyi yapmamayı seçeceğimizi de belirliyor.

İş yerinde motivasyonu artırmak için en sık başvurulan yöntemlerden biri de kurumsal etkinlikler. Kimi zaman gün içinde kısa bir mola, kimi zaman tam gün süren bir organizasyon, kimi zaman da hafta sonuna yayılan bir buluşma…

Bir hayal, hayal olmaktan ne zaman çıkar?
Ne zaman ete kemiğe bürünür?
Tırtılın kelebeğe dönüşme hikâyesinde beni etkileyen bir ayrıntı var: hayalci hücreler.
Bilimsel adıyla imaginal cells, tırtıl henüz tırtılken onun içinde var olan ve zamanı geldiğinde kelebeğin kanatlarını, bacaklarını ve diğer yetişkin yapılarını oluşturacak hücre gruplarıdır.

Bazı hikâyeler yüzyıllar boyunca anlatılmaya devam eder. Kahramanlar, mekânlar ve anlatım biçimleri değişse de insanın temel meseleleri pek değişmez. Odysseus’un hikâyesi de onlardan biri. Savaşa giden bir kralın yıllar süren eve dönüş yolculuğu… Devler, tanrılar, sirenler, fırtınalar, kayıplar ve türlü sınavlar…

Eylül geldi. Takvimler doluyor, yapılacaklar listeleri uzuyor, tempo yeniden yükseliyor.
Peki, “durmak” bu listenin neresinde?
Yaza girerken biraz durmayı, soluklanmayı, dinlenmeyi hayal ediyoruz. Tatil planı yapmak; olmak istediğimiz halimize biraz daha alan açmak anlamına da geliyor.

Bu ay “Satır Arası Buluşmaları”nda Cervantes’in yüzyıllardır konuşulan kahramanından yola çıkarak Don Kişotçuluk kavramı üzerine düşündük. Sohbet ilerledikçe fark ettik ki konu sadece bir roman kahramanı değil…