Bir hayal, hayal olmaktan ne zaman çıkar?
Ne zaman ete kemiğe bürünür?
Tırtılın kelebeğe dönüşme hikâyesinde beni etkileyen bir ayrıntı var: hayalci hücreler.
Bilimsel adıyla imaginal cells, tırtıl henüz tırtılken onun içinde var olan ve zamanı geldiğinde kelebeğin kanatlarını, bacaklarını ve diğer yetişkin yapılarını oluşturacak hücre gruplarıdır.
Yani henüz ortada bir kelebek yokken bile tırtıl, içinde başka bir forma ait ihtimali taşımaya başlamıştır.
Hayalci hücreler farklı ve bir anlamda “rahatsızlık veren” hücrelerdir. Tırtılın bağışıklık sistemi onları düşman olarak algılar ve onlara saldırır. Fakat sayıları arttıkça ve birbirleriyle etkileşime girdikçe yok olmak yerine dönüşümün bir parçası hâline gelirler.
Henüz görünmeyen bir gelecek, yavaş yavaş var olmaya başlar.
Rahatı Kaçıran Hayaller
Aslında hayal kurmak bize her zaman kolay gelmez.
Çünkü hayal, bildiğimiz ve alıştığımız çizginin dışında başka bir ihtimali düşünmekle başlar. Bu yüzden biraz da rahatsızlık verir.
“Kendi işimi kursam?”
“Başka bir ülkede yaşasam?”
“Yeni bir kariyere başlasam?”
“Bir kitap yazsam?”
Henüz ortada somut hiçbir şey yoktur. Ama bildiğimiz hayatın içinde başka bir ihtimale dair küçük fısıltılar belirmeye başlar. Ve bu fısıltılar, tırtılın içindeki hayalci hücreler gibi, henüz göremediğimiz bir dönüşümün habercisi olabilir.
Olağan akışın dışına davet eden düşünceler rahatımızı kaçırabilir. Çünkü yeni bir ihtimal ortaya çıktığında;
- Onca işimizin arasında onun üzerine düşünmek ve plan yapmak,
- Olası riskleri hesaplayarak maddi ve manevi olarak hazırlanmak,
- Sorgulayan, hatta zaman zaman cesaret kıran yorumlar karşısında kendi merkezimizde kalabilmek,
- Ve düşüncelerimizi adanmışlıkla eyleme geçirmeye devam etmek gerekir.
Hayal etmek güzel olabilir. Ama bir hayale yer açmak, bazen mevcut hayatımızın rahatını bozmaya razı olmayı da gerektirir.
İlk Adımı Mümkün Kılan Ne?
Elbette bir hayali gerçekleştirmenin zorlukları kadar, onu mümkün kılan şeyler de yolculuğun bir parçasıdır. Tıpkı hayalci hücrelerin bir araya gelmesi gibi, içimizde filizlenen düşüncelerin de güçlenmeye, birbirine tutunmaya ve zamanla eyleme dönüşmeye ihtiyacı vardır.
Anlamlı bir başlangıç için belki de şu sorular sorulmaya değer:
- Hayalimi tetikleyen ne?
- İçimden gelen o ses beni neye davet ediyor?
- Bu sese kulak vermezsem nasıl hissederim?
- Ve ilk adımlarım ne olabilir?
Çünkü bazen büyük bir dönüşüm, büyük bir kararla değil; küçük ama sahici bir ilk adımla başlar.
Hayalin Müttefikleri
Bana göre içimizdeki hayalci hücreler kadar, hayalimize destek olan dış müttefikler de yolculuğu kolaylaştırıyor. Bizi teşvik eden düşünce yoldaşlarımız güç veriyor. Bunlar dostlarımız, ailemiz, meslektaşlarımız, mentorlarımız ya da uzaktan ilham aldığımız kişiler olabiliyor.
Yargılayan seslerin bunca çok olduğu bir dünyada; yapıcı olan, cesaret veren ve desteğini gönülden sunan insanların kıymetini bilmekte fayda var. Hayallerime ulaştıran farklı yolculuklarda desteğini hissettiğim insanları hatırladığımda onlara iyi dileklerimi göndermem biraz da bu yüzden.
Bilirim ki kalplerimiz birdir ve hepimiz zaman zaman “hayalperestler diyarı”nı ziyaret etmeyi severiz. Belki de bazı hayaller, yalnızca onları kuranların değil; onlara inananların da katkısıyla büyür.
Alkıştan Önce Yolculuk Var
Hayattaki her varlığın kendine özgü bir değeri ve anlamı olduğuna inansak da, bir tırtıldan çok kelebeğin renklerini ve uçuşunu överiz. Çünkü çoğu zaman gözümüz dönüşüme değil, dönüşümün sonucuna takılır.
Bir hayal gerçeğe dönüştüğünde de benzer bir şey olur. Hikâyenin tamamını bilmeseler bile “hayalciyi” alkışlayanlar çoğalır. Oysa alkıştan önce kimsenin görmediği bir yolculuk vardır.
Tereddütler, vazgeçme ihtimalleri, yeniden başlamalar, yalnız hissettiğimiz anlar ve bütün bunlara rağmen atılan küçük adımlar…
Sanırım bir “hayalci” olarak asıl maharet;
- Alkışlardan bağımsız olarak rotamızı çizmek ve o rotada ilerlemek,
- İçimizden gelen sesi duymak ve ona sahip çıkmak,
- Yolun sonunda önce kendimizi şefkatle kutlamak,
- Ve hedefe ulaştığımızda gelen takdiri de yürekten kabul edebilmektir.
Evet, alkış güzel. Ama yine de yolculuğun değerini alkış belirlemiyor.
Hayalci Hücrelerine Kulak Ver
Öyleyse önce hayalci hücrelerimize kulak verelim. Bakalım bizi nereye davet ediyorlar?
Nicedir ertelediğimiz o hayali, küçük ya da büyük olduğuna bakmadan, hayatımıza biraz daha yaklaştıralım.
Belki önce yalnızca düşünelim. Sonra küçük bir adım atalım. Sonra bir tane daha…
Ve görelim bakalım ne oluyor hayatımıza, bize, dünyaya.
Belli ki tırtıl, kelebeğe dönüşmenin ne kadar büyüleyici olacağını bir yerlerde içten içe biliyor.
Belki bizim hayalci hücrelerimiz de biliyordur.
Bu yüzden denemeye değer.





