Yazılarım

BİR DEĞİŞİM YOLCULUĞU OLARAK KOÇLUK

İlk kez 2008 yılında tanıştım koçluk kavramı ile. Hemen hemen tüm sektörlerde, yöneticilerin klasik yöntemlerin dışına çıkması gereğinden ve koçluk becerilerini de kazanmalarının öneminde bahsediliyordu. O dönem insan kaynakları yöneticisi olarak çalışıyordum. Koçluk becerisinin tam olarak ne olduğunu ve diğer yönetim anlayışlarından farkını görmek amacıyla katıldığım programdan aklımda kalan üç başlık “etkili dinlemek”, “güçlü sorular sormak” ve “yargılardan arınabilmek” olmuştu

KUTUPLARIMLA BULUŞMAK

Kutup kelimesinin bana ilk çağrıştırdığı zıtlık ve çatışma idi. İki taraftan birini seçme zorunluluğu ve belki de bu halin bir sonucu olarak diğer “taraf”, yani karşıdaki ile bitmeyen bir gerilim demekti.

KENDİNE İYİ BAK!

Bir aralar konuşması çok moda olan bir yaşam stili vardı; “Hygge”. Kitapları Türkçeye çevrilmiş, üzerine makaleler yazılmış ve “Nasıl mutlu olunur?” sorusunun reçetesi haline dönmüştü. Bu hayat felsefesinin pek çok unsurunu (bu başlık altında tanımlamamış olsam da) hayatımın parçası yapmış olmaktan pek bir keyiflenmiş; bazılarını da daha çok hayatıma sokmak istemiştim.

DUY BENİ!

Uzaktan iletişime geçtik geçeli çok şey değişti. Yakınlığa göresarılmayı, öpüşmeyi daha çok sevenlerimiz, “tokalaşmak yeter”diyenlerimiz, yüz yüze iletişimde olmayı öncelik tutanlarımız vardı.Bazımız da “telefon hatta mesaj bile yeter; ne gerek var öyle uzunuzun detaylara ve vakit kaybına” diyordu.

BU DÖNEMDE EN ÇOK NEYİ SEVDİM?

İçinden geçmeye devam ettiğimiz günlerde halen kafalar karışık. Şu sıralar çokça duyduğumuz “kendimize döndük”, “içimizi dinlendik”,“durduk” gibi şeyler gelmiyor benim aklıma; çünkü benim baktığım yerden çok da öyle görünmüyor. Çok sevgili bir dostumun dediği gibi herkesin “bir durmak lazım” dediği ama çokça durulamayan zamanlardan geçtik, geçiyoruz.

Scroll to Top