Sağlıklı ilişkilerin görünmeyen yapı taşları
Hayatımızın büyük kısmı ilişkiler içinde geçiyor. Kimi zaman onları anlamaya çalışıyor, kimi zaman şikâyet ediyor, kimi zaman da neden aynı döngüleri tekrar ettiğimizi sorguluyoruz. Buna rağmen ilişkilerden vazgeçemiyoruz. Cast Away filmindeki ana karakter Noland’ın, yalnız ada hayatını biraz daha çekilir kılması gibi.
Çünkü insan, ilişki kurarak öğreniyor. Kendini, başkasını ve hayatı… Her ilişki kendine özgü bir dinamik taşıyor; bazıları hayatımıza kısa süreliğine dokunurken bazıları uzun yıllar bizimle kalıyor. Bu yazıda, ister iş hayatında ister özel yaşamda olsun, bir ilişkiyi güçlü ve sürdürülebilir kılan temel dinamikleri birlikte ele alacağız.
Sağlıklı Bir İlişki Nedir?
Bugün sosyal, profesyonel ya da duygusal bir ilişki kurmak ve sürdürebilmek başlı başına bir beceri haline geldi.
Bana göre sağlıklı ilişki; içinde olmaktan memnuniyet duyulan, karşılıklı güvenin olduğu, tarafların birbirini geliştirdiği ve zor zamanlarda bile kendini onarabilen bir bağdır. İnişleri ve çıkışları olsa da sağlam ilişkiler, sorunları yok saymaz; onları konuşarak aşmanın yollarını arar. Hayat boyunca farklı insanlarla yollarımız kesişir. Kimileri hayatımızın ziyaretçisi olur, kimileri ise uzun yol arkadaşımız. İlişki dinamiklerini anladığımızda, hem kendimizi hem de karşımızdakinin ihtiyaçlarını ve beklentilerini daha net görürüz.
“Kendin Olabildiğin İlişkiler Kalıcıdır”
Her birimiz farklı hayat hikâyelerinden geliyoruz. Yeni bir işe başladığımızda, farklı bir şehre taşındığımızda ya da ebeveyn olduğumuzda hayatımıza yeni insanlar giriyor.
İçine doğduğumuz dünya bizi şekillendirirken; beklentilerimiz, korkularımız ve değerlerimiz de birbirinden farklılaşıyor. İşte tam da bu yüzden, olduğumuz halimizle kabul görebildiğimiz ilişkiler daha sağlam temeller üzerine kuruluyor.
Eleştirmek en kolayı iken diğerinin fikrine, geçmişine, oluş haline duyulan saygı, ilişki alanını temiz kılar.
“Güven, Konuşulmayan Duygularla Kaybolur”
İster özel ister kurumsal yaşamda olsun, her ilişkinin temelinde psikolojik güven vardır. Psikolojik güven; yalnızca rahat konuşabilmek değil, hata yaptığımızda cezalandırılmayacağımızı, farklı düşündüğümüzde dışlanmayacağımızı bilmek demektir.
Yargılanmadan ya da eleştirilmeyeceğinden emin olarak kendimizi ifade edebildiğimiz ilişkiler güven verir. Aksi halde kendimize sakladığımız her fikir ya da duygu olmadık bir yerde patlamaya hazır pusuda bekler. Bazen yüzleşmek ve ilk söyleyen olmak zor gelir; konuşulmayanların üzerinden zaman geçtikçe ilişki sahiciliğini kaybeder ve bağlarımız zayıflar.
Eğer ilişkiye gerçekten değer veriyorsak, iletişim alanını temiz tutmak da sorumluluğumuzdur. Sorular ancak sorulduğunda, sorunlar ancak konuşulduğunda çözüm bulabilir. Sessizlik ise çoğu zaman çözüm değil, uzaklaşmanın ilk adımıdır. İfade edilen konuya dair bir kayıtsızlık varsa elbette, bu da ilişkinin sağlıklı devam edip etmeyeceğine dair bir fikir verir.
“İlişkiler Niyetle Değil, Emekle Güçlenir”
Değer verdiğimiz her ilişki emeği hak eder. Dinlemek, anlamaya çalışmak, zaman ayırmak, verilen sözleri tutmak; ihtiyaç anında aklımızı ve kalbimizi açık tutarak o insanın yanında durabiliyorsak, bunun anlamı büyüktür. Bunların her biri ilişkinin görünmeyen yatırımlarıdır.
Sizinle görüşme heyecanını taşıyan bir çalışanınız ile bir kez daha ertelediğiniz o görüşme ya da son anda iptal edilen bir arkadaş buluşması, düşündüğümüzden daha büyük hayal kırıklıkları yaratabilir. Çünkü insanlar çoğu zaman söylenenleri değil, kendilerine nasıl hissettirildiğini hatırlar. Liderlik de büyük ölçüde ilişki kurabilme becerisidir. Güçlü ekiplerin temelinde yalnızca yetkinlik değil, emek verilmiş ilişkiler vardır.
“İlişkinin Dört Atlısı”
John Gottman’ın “ilişkinin dört atlısı” olarak tanımladığı suçlama, savunma, duvar örme ve küçümseme, ilişkileri yavaş yavaş yıpratan en önemli iletişim alışkanlıklarıdır. Sürekli suçlamak, sorumluluk almamak, kinayeli konuşmak ya da sessiz kalarak cezalandırmak zamanla ilişkinin nefes almasını engeller.
Özellikle iş hayatında bu davranışlar bulaşıcıdır. Bir ekip içinde başlayan olumsuz iletişim biçimi kısa sürede kurum kültürünü etkileyebilir. Çözüme yönelik niyeti korumak ve iletişim dilini özenle seçmek ise her iki tarafın ortak sorumluluğudur.
“Duygulara Yer Açabilmek”
İlişkilerde en önemli kırılım anları duyguların rahatça ifade edilebildiği, duyulduğu ve kabul edildiği zamanlarda yatıyor bence. Aynı duyguda buluşamasak da nasıl hissettiğimizi rahatlıkla söyleyebildiğimiz ilişkiler çok kıymetli.
Nasıl olsa anlaşılmaz, karşılık bulmaz ya da dinlenmez diyerek sustuğumuz her an, ilişkide görülmez kırılmalar yaşatmakta. Oysa duygusal boyutun kapsandığı; neşeyi, gururu, üzüntüyü ya da sevinci birlikte paylaşabildiğimiz anlarda ilişkinin kökleri derinleşmeye başlıyor.
“Yakınlık ile Sınır Arasında İnce Bir Çizgi Var”
Gözlemlediğim ideal ilişkilerin bir ortak özelliği var: Sağlıklı ilişkilerde yakınlık kadar sınırlar da önemlidir.
Tarafların diğerinin alanına, zamanına, ilgisine ve önceliklerine gösterdiği duyarlılık ve saygı ilişkinin sürdürülebilirliği sağlar.
İlişki, iki taraf ile oluşur ve hala her iki tarafın öznel bir parçası vardır. İş ortamında yaşanan alan ihlalleri, sorumlulukların net bir şekilde tanımlanmaması, delege edilen işi sürekli kontrol etme hali ya da iş sonrası özel zamanların da hakimi gibi davranmak iş ilişkilerindeki yıpranmanın nedenleri arasındadır.
Benzer şekilde özel ilişkilerde de sürekli tek tarafın isteklerine kulak vermek, özel ilgi alanlarını dikkate almamak, kendinle kalabildiğin zamanları ıskalamak da tarafların toprak ihlaline örnek durumlardır. Oysa her birey kendi hayatını zenginleştirdikçe ilişkiyi daha kuvvetli bir şekilde besler ve büyütür.
Her birey kendi yaşamını besleyebildiğinde ilişki de güçlenir. Çünkü sağlıklı ilişkiler, iki kişinin tek kişiye dönüşmesi değil; iki ayrı bireyin birlikte büyüyebilmesidir.
“Bazen Sağlıklı Olan, Devam Etmek Değil Bitirmektir”
Elbette isteriz ki güzel ilişkiler hep aynı sıcaklığı korusun. Ancak bazen hayat farklı yönlere savurur; araya uzun zamanlar girer, samimi ve güvenli alanı yakalamak giderek zorlaşır ya da ilişkinin getirdiği yük ve karmaşa istediğimiz hafiflik ve dinginlikten fazla olur.
İşte böyle zamanlarda vedalaşabilmek de önemli bir olgunluktur.
Alışkanlıklar, yalnız kalma korkusu ya da karşı tarafı üzme endişesi nedeniyle bitiremediğimiz ilişkiler olabilir. Oysa o ilişkinin öğrettiklerini heybeye koyup yola devam etmek, her iki taraf için en hayırlısı olabilir. Zorla tutunmaya çalışsak bile içten içe biliriz ki “tadımız kaçmıştır”. Tüm yollar denendi ise içimizden ya da sözlü gerçekleşen bir veda ile o döngüyü kapatmanın zamanı gelmiştir. Çünkü her ilişki sonsuza kadar sürmek zorunda değildir; ancak her ilişki bize kendimiz hakkında mutlaka bir şey öğretir.
Bonus: İlişkinizi Gözden Geçirmek İçin 6 Soru
Sağlıklı ilişkiler tesadüfen kurulmaz. Güven, emek, açıklık, sınırlar ve karşılıklı sorumlulukla inşa edilir. Bu noktada ilişki dinamiklerimizi gözden geçirerek kendimizi ve hayatı anlama yolculuğumuzu zenginleştirmek mümkün.
Şimdi sizin için önemli olan bir ilişkiyi düşünün. Aşağıdaki sorulara yanıtlarınız evet ise ikinci adımda ilişkinin diğer tarafına aynı soruları yönelterek ilişkinizi gözden geçirebilirsiniz.
- Diğerinin hikayesini ve kim olduğu duymaya niyetim var mı?
- Yargılarımı fark ediyor ve temiz bir zihinle iletişim kuruyor muyum?
- Duygulara alan açıyor muyum?
- İletişimimiz toksinlerden arınmış mı?
- Tarafların kendi özel alanları var mı?
- Devam etmeyi gerçekten istiyor muyum?
Belki de güçlü ilişkilerin başlangıcı, karşımızdakini değiştirmeye çalışmadan önce kendimize bu soruları sormaktan geçiyordur.





