İş yerinde motivasyonu artırmak için en sık başvurulan yöntemlerden biri de kurumsal etkinlikler. Kimi zaman gün içinde kısa bir mola, kimi zaman tam gün süren bir organizasyon, kimi zaman da hafta sonuna yayılan bir buluşma…
Peki, bu “motivatörlerin” etkisi ne kadar sürüyor?
Gelin, bu etkinliklerin her birini bir kurumsal değerle eşleştirelim. Etkinliklerde aradığımız mutluluğun, iş hayatındaki karşılığını ne kadar bulabildiğimize birlikte bakalım.
Waffle mı, “İş Tatmini” mi?
Benim gibi tatlıyı çok sevenler için “waffle günleri”nin ekstra bir mutluluk yarattığından eminim. “Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım” geleneği, kurumsal hayatta da karşılığını buluyor. Yoksa ekipçe sipariş edilen akşamüstü tatlılarının bir anlamı olmazdı. 🙂
Vanilya kokusu, çileği, muzu ve çikolatasıyla o leziz waffle’ın verdiği mutluluğun iş hayatındaki karşılığı, benim için iş tatmini.
Tıpkı güzel bir tatlının verdiği doyum gibi, yaptığımız işten tatmin olmak da iyi hissettiriyor. Ancak bu duygunun kalıcı olması için güçlü yönlerimizi ve becerilerimizi kullanabildiğimiz, yaptığımız işte anlam bulabildiğimiz bir çalışma ortamına ihtiyacımız var.
Waffle’ın tadı damağımızda kalırken, iş tatmininin etkisi ise her güne yayılabilir.
Sokak Lezzetleriyle Kurduğumuz “Aidiyet”
Bir başka çekici etkinlik ise “Sokak Lezzetleri Günü”.
Müdavimi olduğumuz sokak lezzetleri, çoğu zaman klasikleşmiş bir mekânla anlam kazanıyor. O mekân yıllar içinde kendine özgü lezzetini koruyor, biz de ona olan sadakatimizi.
Balık ekmek, nohutlu pilav, dürüm, kumpir ya da goralı… Hızlıca tüketirken bile tadını çıkardığımız bu lezzetlerin yeri ayrı. Aradan yıllar geçse de aynı dükkânı ya da seyyar satıcıyı yerinde bulmanın, aynı tanıdık lezzetle yeniden karşılaşmanın hazzı bambaşka.
Peki, kurumlarımızda da benzer bir aidiyet duygusunu nasıl yaratabiliriz?
Tıpkı sevdiğimiz bir mekâna duyduğumuz bağlılık gibi, çalıştığımız kurumu anlamlı kılan da orada kurduğumuz ilişkiler, sevdiğimiz ve saygı duyduğumuz insanlar ve biriktirdiğimiz deneyimler.
Aidiyet, yalnızca aynı yerde bulunmakla değil, o yerin bir parçası olduğumuzu hissetmekle güçleniyor.
Bu duyguyu gündelik iş hayatında yaşatabildiğimizde, aidiyet yalnızca bir kurumsal değer olmaktan çıkıp gerçek bir deneyime dönüşüyor.
Dünya Yemekleriyle Davet Edilen “Çeşitlilik”
İtalyan, Meksika ya da Uzak Doğu mutfağından lezzetlerin sunulduğu bir yemek etkinliği de hiç fena olmaz, değil mi?
Farklı yemek kültürlerini aynı masada buluşturan böyle bir etkinlikten çoğumuz hem doymuş hem de keyiflenmiş ayrılabiliriz.
Peki, dünyanın farklı mutfaklarını ofisimize davet ederken “çeşitlilik” ve “kapsayıcılık” değerlerini de gündelik çalışma hayatımıza taşısak nasıl olur?
Farklı lezzetlere soframızda yer açtığımız gibi; farklı yaşlara, deneyimlere, kültürlere, bakış açılarına ve karakterlere de çalışma ortamımızda yer açabilir miyiz?
Üstelik yalnızca bir arada bulunmalarını değil, kendilerini rahat ve güvende hissetmelerini, fikirlerini özgürce ifade edebilmelerini de sağlayabilir miyiz?
Çeşitliliği davet etmek kadar, kapsayıcılığı her gün yaşatmak da önemli.
Konser Havasında “Motivasyon” ve “Takım Ruhu”
Bir de neredeyse tüm çalışanların bir araya geldiği yıllık buluşmalar var. Bazen bir konser, bazen konaklamalı bir hafta sonu, bazen de tüm gün süren bir etkinlik…
Sevdiğimiz insanlarla yemek yediğimiz, dans ettiğimiz, eğlendiğimiz bir zaman dilimi kulağa oldukça keyifli geliyor.
Örneğin, konserlerde sevdiğimiz sanatçının enerjisine hep birlikte eşlik ediyor; gülüyor, eğleniyor ve dans ediyoruz.
Peki, yeni başlayan haftada ve sonrasında da o konserdeki birliktelik hissini korumak mümkün mü?
İşte burada o sihirli kelime devreye giriyor: Motivasyon.
Bir takım olmak, yalnızca ortak iş sonuçlarına ulaşmak anlamına gelmiyor. Birlikte çalışmaktan, üretmekten ve başarmaktan keyif almak da takım ruhunun önemli bir parçası.
Üstelik neşenin kendine yer bulamadığı bir çalışma ortamında motivasyonu sürekli kılmak da pek kolay değil.
Konserde aynı şarkıya eşlik etmek bizi bir araya getirebilir. Asıl emek isteyen, ertesi gün de aynı takımın parçası olmaktan mutluluk duyabilmek.
Etkinlikler Motivasyon İçin Yeterli mi?
Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Tüm bu etkinlikler, şirketlerin gündeminde ve bütçelerinde önemli bir yer tutuyor. Üzerlerine uzun uzun düşünülüyor; her defasında daha önce denenmemiş, fark yaratacak ve çoğunluğun hoşuna gidecek bir alternatif bulunmaya çalışılıyor.
Bu da hiç kolay değil!
Peki, bunca çabaya değiyor mu? Harcanan emek ve bütçe ne ölçüde karşılık buluyor? Yoksa tüm bu çabaların sonunda yine “Bir türlü yaranılamıyor!” noktasına mı geliyoruz?
Belki de yanıtı, bir sonraki etkinliğin ne olacağında değil, etkinlik sona erdikten sonra bizi nasıl bir çalışma ortamının karşıladığında aramalıyız.
En İyi Seçenek: Şefin Özel Tarifi
Tüm bu etkinlikler özünde iyi bir niyet taşıyor. Çalışanları bir araya getirmek, mutlu etmek ve ortak deneyimler yaratmak elbette değerli.
Ancak kalıcı olan, tüm paydaşların katkısıyla şekillenen şirket kültürü.
Motivasyonu sürekli kılan unsurlar; etkinlik sona erip masalarımıza, toplantı odalarına ya da kahve molalarına döndüğümüzde hangi amacı, değeri ve duyguyu birlikte yaşattığımızla ilgili.
Nasıl ki insanlar meşhur bir restorana şefin namını duyarak gidiyorsa, kurumlarda da kültürün şekillenmesinde liderlerin önemli bir rolü var.
Liderler, kurumsal değerleri yalnızca anlatmakla kalmayıp davranışlarıyla yaşadığında, etkinliklerde deneyimlediğimiz olumlu duyguların gündelik iş hayatına taşınması da mümkün hale geliyor.
Peki, bu özel tarifin malzemeleri neler?
Liderlerin öncülüğünde;
- Güçlü yönler parlıyorsa,
- İhtiyaçlar korkmadan dile getirilebiliyorsa,
- Bireylere ve takımın ruhuna alan açılıyorsa,
- Farklılıklar yargılanmadan kendine yer bulabiliyorsa,
- Birlikte eğlenmeye ve keyif almaya izin varsa,
işte o zaman aidiyet yaratan ve sürekliliği olan bir kültürden söz etmek mümkün.
Çünkü kalıcı motivasyon, yalnızca belirli etkinliklere sığdırılamaz. Ortak değerleri önemseyen bir liderlik anlayışıyla ve tüm paydaşların kurduğu sahici bağlarla güçlenir.
Etkinlikler güzel birer başlangıç olabilir. Asıl farkı yaratan ise o etkinliklerde hissettiklerimizi, her gün yaşadığımız kurum kültürüne dönüştürebilmek.
Peki, sizin duyduğunuzda gerçekten iyi hissettiğiniz kurumsal etkinlik hangisi ve bu etkinlik size hangi değeri çağrıştırıyor?






