Yel Değirmenleriyle Savaşmak mı, Vazgeçmemek mi?
Bazı kavramlar duyduğumuz anda zihnimizde hemen anlamlanır.
Don Kişotçuluk da bunlardan biri.
Bazılarımız için gerçek olmayan düşlerin peşinden koşmak ya da boşuna mücadele etmek anlamına gelirken bazıları için de umudu kaybetmeden savaşmak anlamını taşıyor. Koyduğumuz anlama göre “Don Kişotluk yapmak” ise çoğu zaman bir seçim.
Bu ay “Satır Arası Buluşmaları”nda Cervantes’in yüzyıllardır konuşulan kahramanından yola çıkarak Don Kişotçuluk kavramı üzerine düşündük. Sohbet ilerledikçe fark ettik ki konu sadece bir roman kahramanı değil…
Haklı Bir Mücadele mi, Boş Bir Çaba mı?
Sohbet sırasında paylaşılan gerçek bir yaşam hikâyesi hepimizin dikkatini çekti.
Yıllar önce konulan yanlış bir sağlık kaydı nedeniyle sigorta sisteminde ciddi bir sorun yaşayan bir katılımcımız, aylar süren mücadelesinden bahsetti. Hastaneler, doktorlar, bilgi işlem sistemleri, kurumlar…
Karşısında devasa bir sistem var.
Bir noktada kendisini “yeldeğirmenlerine karşı savaşan bir Don Kişot gibi” hissetmişti. Hikâyenin sonunda; haklı bulunmuş, yanlış kayıtlar düzeltilmiş ve mücadeleyi kazanmıştı.
Aslında hikayeler, ona ne tarafından baktığımız ile anlam kazanıyor. Birinin “ne beyhude bir çaba” diye gördüğü, diğeri için “zafer ile sonuçlanan haklı ve gerekli bir mücadele” olarak yorumlanabiliyor.
Senin Yel Değirmenin Ne?
Çocukluğumuzdan beri bize anlatılan hikâyede Don Kişot, yel değirmenlerini dev sanarak onlarla savaşmıştır ve yel değirmeni zamanla bir metafora dönüşmüştür…
Peki yetişkin hayatımızın “yel değirmenleri” neler olabilir?
Kimi zaman bürokrasi.
Kimi zaman bir sağlık sorunu.
Kimi zaman iş hayatındaki bir çıkmaz ve karar eşikleri.
Kimi zaman da kendi içimizdeki sesler:
“Yapamazsın.”
“Çok geç.”
“Boşuna uğraşıyorsun.”
Belki Olur
Sohbetin en kıymetli cümlelerinden biri yine bir katılımcımızın yaşı küçük, kalbi ve aklı büyük yeğeninin bilgece cümlesinden geldi;
“Belki olur.”
Yetişkin dünyasında ne kadar az kullandığımız bir cümle aslında.
Çünkü büyüdükçe imkânlardan çok sınırları öğreniyor, bir işin neden olmayacağını, neden vazgeçmemizin daha mantıklı olduğunu ustaca sıralıyoruz.
O zaman Don Kişot’un hikâyesine biraz da bu açıdan bakmak mümkün; belki de onun en büyük özelliği yanılması değil, ihtimali canlı tutmasıydı.
Günümüz insanının hem sürekli başka bir dünyayı arzu edip hem de çabayı bırakması biraz da ironik değil mi?
İdeal Hayatın Peşinde
Görüyoruz ki; bazı mücadelelerin kaynağında ulaşılması imkânsız ideal tanımları var:
Mükemmel çalışan, mükemmel ebeveyn, mükemmel çocuk, mükemmel lider ya da mükemmel insan…
Günümüz dünyasında sürekli daha iyisi, daha fazlası ve daha mükemmeli öneriliyor.
Peki “daha” tanımının yerine “anlam” geldiğinde ne farkedebilir?
Zihnimizde yarattığımız bir idealin peşinden koşarken onlarca yel değirmenini ellerimizle yaratıyor olabiliriz.
Her Kültürün Don Kişot’u Farklı
Sohbet sırasında dikkat çeken başka bir nokta da Don Kişot’a yüklenen anlamların kültürden kültüre değişmesiydi.
Don Kişotluğun saflık, naiflik ve boşuna çaba olarak yorumlandığı topraklar da var; idealleri uğruna cesaret gösteren ve vazgeçmeyen biri olarak tanımlandığı diyarlar da ya da kendi yel değirmenlerini tanımlayarak sınır koyan sahte bir şovalye ya da umutla yolculuk eden bir kahraman olabilir.
Kendi hikayemizi ve yaşamayı arzu ettiğimiz hayatı hangi perspektiften yorumlayacağımız bize kalmış.
Modern Dünyanın Don Kişotları
Teknoloji, yapay zekâ, hız, erişilebilirlik ve sürekli değişen çalışma hayatı ile dünya sürekli değişiyor.
Hayat, bir yandan büyük fırsatlar sunarken, insani erdemleri hatırlamak çaba gerektiriyor.
Don Kişot’un hikâyesi işte bu yüzden hâlâ güncel.
Çünkü onun mücadelesi yalnızca dış dünyayla değil insanın kendi umudunu, değerlerini ve inancını koruma çabasıyla da ilgili.
Her şeye rağmen iyilik, merhamet ve sevgiye ne kadar alan açtığımız ile ilgili.
Modern dünyamızın yel değirmenleri değişirken “mücadeleye devam et” ya da “umudu yitirme” diyen içimizdeki ya da dışımızdaki Don Kişotları duymak yeni seçenekler sunabilir.
Kim bilir; “Belki olur.”





