Satır Arası Buluşmaları 2: “Pluribus”

Bu dizi bize öyle bir hikâye sundu ki, bittiğinde her şey yeni başlıyor gibiydi. 

Bazı parçaların kafamızda dönmeye devam ettiğini, bir sahnenin bütüne dair bir anlam taşıdığını ve bir cümlenin, bakışın ya da duruşun gün ortasında zihnimizde döndüğünü farketmiştik. Biz diyorum çünkü, bir grup izleyici olarak böyle olduğunu hissediyorduk. 

Nitekim, “Satır Arası Buluşmaları”nın ikincisinde Pluribus dizisini konuşurken böyle olduğundan emin olduk. Amacımız bu diziyi çözümlemekten çok her birimizdeki yansımasını paylaşmaktı. 

Yine bu buluşmanın bir eğitim, workshop ya da doğruyu bulma alanı olmadığının vurgusu ile yola düştük.

Aynı Hikâye, Farklı Gerçeklikler

Evet; ortada tek bir kurgu vardı. Yazar, tüm detayları ile örmekteydi hikayeyi. Yıllar sürecek bir dizi maratonu olacağını bilsek de ilk sezondan bize öyle bir malzeme vermişti ki sohbetin her parçasında yeni ve farklı pek çok kapıyı aralamaya devam ettik. 

Masada birden fazla gerçeklik belirdi. 

Kimimiz için bu dünya tehditkârdı. 

Kimimiz için neredeyse huzurlu. 

Kimimiz kontrol gördü. 

Kimimiz teslimiyet. 

Kimimiz “bir şey eksik” dedi. 

Kimimiz “belki de fazla var” diye baktı.

Ve yine fark ettik ki; çıkardığımız anlamlar farklılık gösterebiliyor. Kendi özgün lenslerimizden dünyaya baktığımız halimiz bir dizi yorumunda da kendini gösteriyor. Aslında, dizinin kendi içimizdeki bir yere temas eden versiyonunu izliyoruz.

Herkes Mutluyken Mutsuz Olmak

Dizinin özündeki sorulardan biri; 

“Tüm dünyanın mutlu olduğu bir yerde mutsuz olmak nasıl bir şeydir?”

Çünkü bu soru, bildiğimiz düzeni tersine çeviriyor. Onca kötülüğün, olumsuzluğun kol gezdiği bir dünyada mutluluğu aramak yerine, mutluluğun gerçek kılındığı bir dünyada mutsuzluk bir seçenek olabilir mi? 

Dizinin mutlu ve iyi olarak kodlanan dünyasında ise bir tuhaflık var. Bu, her şey yolunda gözükürken bir şeylerin yolunda olmaması mı yoksa bizim fazlaca kuşkulu davranmamızın sonuçları mı, soruyoruz. 

Seçim Hakkı mı, Kusursuzluk mu?

Dizideki mutlu dünya ilk bakışta kusursuz:

• Çatışma yok

• Yalan yok

• Zarar yok

• Herkes uyum içinde

Ama biraz daha bakınca görünmeyen bir şey var:

Seçim yok. Kimse karşı çıkmıyor. Kimse farklı bir yol denemiyor. Kimse “ben bunu istemiyorum” demiyor, belki de diyemiyor.

Ve o noktada şu soru kaçınılmaz oluyor:

Kusursuz bir düzen mi daha kıymetli, yoksa eksikleriyle birlikte seçebilmek mi?

Özgür irade peşinden koşarken, yeni bir soru daha geliyor.  Onca algoritmanın, reklamın, mesajların içinde bugün dünyasında hala bir “özgür irade”den bahsedebilir miyiz?

Kötülük Olmadan İyilik Olur mu?

Sohbette en çok zihinleri zorlayan anlardan biri de buydu. Bizler kötülüğün ortadan kalkmasını hayal ederiz. Ama kötülük tamamen yok olduğunda…

İyilik hâlâ aynı anlamı taşır mı?

Her şeyin zıttı ile var olduğunu deneyimliyoruz. Açlık sonrası tokluğumuz, ağrı sonrası gelen rahatlama, öfkeden sonra gelen sakinlik… Karanlık yoksa ve tüm dünya aydınlıksa bu işin keyfi, tatmini nerede?

Yoksa bugünkü algımız, iyiye ve mutluluğa erişimin zorluğuna dair alışkanlığımızla bu güzelim ütopyayı itiyor olabilir miyiz? Alın size üzerine düşünmeye değer bir soru daha! Belki de alıştığımız bakış açılarını ters yüz etme zamanı gelmiştir. 

Anlamın Kaynağı

Vaadedilen bu mutluluk diyarında her şey var: huzur, güven, kabul…

Ama yine de eksik bir şey var gibi; Anlam.

Ve bu bizi şu soruya götürüyor:

Anlam, hazır verildiğinde mi oluşur yoksa ancak arayışla mı ortaya çıkar?

Çünkü her şeyin zaten verildiği bir yerde yaşam sürüyorken derinlik kayboluyor olabilir.

Gerçek Olmayan Bir Deneyim

Bir sahnede geçmiş yeniden kuruluyor.

Aynı insanlar, aynı ortam, aynı an…

Kısa bir mutluluk yükseliyor. Hemen ardından bir farkındalık geliyor:

“Bu gerçek değil ki!”

Ve o an ilüzyon dağılıyor. Çünkü insan sadece iyi hissetmek istemiyor. Gerçek olanla temas etmek istiyor. Aradan yıllar geçtikten sonra o çok sevdiğimiz mekana gittiğimizde çağrışan anılar, eskimiş bile olsa aynı masada oturmak, şimdi yaşlılığına denk geldiğimiz mekan sahibini görmek gerçek duygumuz ile temas edebildiğimiz için hala değerini korurken, sahte olduğunu bildiğimiz bir düzen bizi nasıl mutlu edebilir?

Birlik Bilinci Bir Safsata mı?

Birlik dediğimiz şey gerçekten ne?

Herkesin aynı olduğu bir yer mi?

Yoksa herkesin özgün halini koruduğu ama yine de bağlantıda kaldığı bir alan mı?

Peki birliğe bir virüs yoluyla ulaşılabiliyorsa, hayatın sınavları, kendimizi geliştirme çabamız ve insan olma gayretimiz nasıl bir önem taşır? Bu kadar kolaysa, hayat yolculuğunun kıymeti ne olur?

Sonuç Yerine

Elimizde %100 emin olduğumuz sonuçlarımız yok. Tam tersine üzerine düşünmenin, derinleşmenin, farklı katmanları aralamanın hazzı var. Zihinde ışık açan sorularla zenginleşmek var. 

Bir diziyi konuşurken, aslında kendimizi yeniden okumak var.

Ve en güzel tarafı da; bu yolculuğu birlikte deneyimlemek var✨

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *