Satır Arası Buluşmaları 3: İnsan Olmak
Bu defa kitabın değil, insanın izini süren bir sohbet oldu.
1983’te yazılmış, 31. baskıya ulaşmış ve tek bir kelimesi bile değişmemiş bir kitap: İnsan Olmak. Aradan geçen yıllar boyunca güncelliğini kaybetmediği gibi içeriği daha da anlam kazanmış.
Bu kitap yine bir grup insanı bir araya getirdi. Ama aslında bir kitap değil insan konuşuldu.
Değişmeyen Şey: İnsan
İnsan hikayesi çok derin ve pek çok anlamı içinde barındırıyor. Zaman değişse de insanın içi çok değişmiyor.
Aynı yerlerden yaralanıyoruz.
Aynı sorularla yaşıyoruz.
Aynı şeyin peşindeyiz: kendimizin.
İnsan, tüm parçaları ile çok zengin bir varlık.
Aydınlık da bizden, karanlık da.
Hayat boyu başkalarını suçlamak, kurban rolünde kalmak ya da sürekli şikayet etmek de bir seçenek, kendini iyileştirmek de.
Bir katılımcımızın dediği gibi:
“Ne olursa olsun, ne kadar zorlukla karşılaşsak da insan olmanın derinliğini ve güzelliğini hatırlatan bir kitap”
Ve belki en çarpıcı farkındalık:
Hem çok özel, hem de hiç özel olmadığımız gerçeği.
Virüs ve Yazılım
Çocuk, saf bir yazılım gibi başlıyor hayata.
Düşüyor, kalkıyor, tekrar deniyor, büyüyor ve gelişiyor.
Sonra bir şey oluyor:
Düşmek “başarısızlık” oluyor.
Aile, toplum, sistem… Hepsi küçük küçük “kodlar” yüklüyor. Bütün bu kodların içinde en hüzünlü parçalardan biri belki de sevgisizlik ve değersizlik hissi yüklenen anlar. Oysa olduğumuz halimizle kabul edildiğimiz anlarda gerçek insan hayat buluyor.
Farklı kaynaklardan devreye giren virüsler ile biz büyüdükçe, aslında kendimizden uzaklaşıyoruz.
Neyse ki eğer yeterince istekli ve bilinçli isek yeni bir yolculuk başlıyor; tekrar özümüzü hatırlama yolculuğu. Tüm zorluklarına rağmen kendimize olanların farkına vardığımızda, dönüşüm başlıyor.
İnsanın gelişimi bir anlamda bireyleşme sürecinden geçiyor. Kurban zihinden seçimleri olan bir bireye dönüşmemiz “Bu neden oldu?” yerine“Ben şimdi neyi ve nasıl olmayı seçiyorum?” diyebildiğimiz yerde başlıyor ve hayat değişiyor.
Sessizliğin Gücü
Bu kitabın pek çok çarpıcı tespitlerinden biri de sessizliğin ve onun getirdiği boşluğun yeni bir farkındalık ve keşif için müthiş bir zenginlik barındırdığı gerçeği.
Bazı anlarda durmaksızın konuşarak sessizliği bozma halimiz, ortaya çıkabilecek yeni bir süreci öldürüyor.
Çünkü sessizlikte şu var:
• Gerçek düşünceler
• Bastırılan duygular
• Kaçılan yüzleşmeler
Bu yüzden sürekli dolu olmayı seçiyoruz.
Konuşuyoruz. İzliyoruz. Meşgulüz.
Ama belki de en gerçek temas, izin verdiğimiz o sessizlikte başlıyor!
İnsan, İnsanda Ortaya Çıkar
Hayat, kimilerince zamanı öğüttüğümüz bir süreç olarak algılanıyor. Yaşamın sonu ya da sonucu ölümdür. Peki, bizler bu denli sonuç odaklı yaşarken süreç içinde neleri kaçırıyor olabiliriz?
Bazı anlarda kendi bireysel adalarımıza çekilip toplumdan uzaklaşmayı seçenlerimiz var. Ya da istemesek de parçası olduğumuz topluluğun her koduna uyumlanarak rahat bir hayat sürebileceğimizi düşünenlerimiz.
Aslında bu iki boyutu ziyaret ederek kendimizi keşfetmek mümkün. Bir anlamda, kendimizi sadece yalnızken değil, ilişkide tanıyoruz.
Bir başkasıyla:
• Nerede kırıldığımızı
• Nerede sustuğumuzu
• Nerede kendimiz olmadığımızı görüyoruz
Bu yüzden aynı kitabı okuyan insanlar, aslında birbirini de okuyor.
İnsan, Sorumluluk Alandır.
İnsan olmak, okları başkalarına çevirmek yerine kendine dönmekle başlıyor.
Sürekli düşüncelerden, başkalarından, teorilerden bahsetmek bir tür kaçış aslında.
Sevgili Engin Geçtan, 2018’de aramızdan ayrılmış olsa da bıraktığı miras hâlâ canlı.
İnsanı anlamakla geçirdiği ömür, bizim için de aydınlatıcı pek çok ipucunu barındıyor. Ve tıpkı onun tanımladığı gibi başkaları için fayda yaratan, diğerlerine katkıda bulunan hayatlar, mutluluğu ve tatmini de beraberinde getiriyor.
Yaşam sonlansa da bağlantılar ve bağlar kalıcı.
Ve her karşılaşma ve her hikaye kendimizi ve “insan”ı anlamak için bir fırsat.

Leave a Reply